Rutinler, Kara Delik Gibidir

En baştan söyleyeyim, aslında rutinleri çok seviyorum; ama uzun süre devam eden rutinleri Kara Deliklere benzetmeye başladım son yıllarda. Bu yazıda da biraz rutinlerin bizi aslında nasıl kara delik gibi içine çekebileceğini anlatmak istedim.

Bu benzetme de yıllar önce Big Bang Theory’yi izlerken aklıma gelmişti. Bu aralar kendi hayatımda da birçok şey rutinleşmeye başlayınca bununla ilgili bir şeyler yazmak istedim. BBT’nin hangi bölümdü hatırlamıyorum ama gözünüzde biraz canlanması için bölümden biraz bahsedeyim.

Sheldon, String Theory üzerine çalışmaktan vazgeçip yeni bir konu seçmeye çalışıyordu. Bilenler bilir Sheldon tam bir rutin adamı olduğu için de aynı döngüde sıkışıp kalarak yeni bir fikir bulamıyordu ve bölüm, arkadaşlarının Sheldon’a yeni bir şeyler denetme çabalarıyla geçiyordu, tabii ki başarısız oluyorlardı çünkü Sheldon’ın rutinleri o kadar kalıplaşmıştı ki yeni hiçbir şeye hayatında yer yoktu.

O dönemlerde de merak edip hem String Theory (Sicim Teorisi) hem de Kara Deliklerle ilgili gördüğüm makaleleri okuyor ya da belgeselleri izliyordum ve kara deliklerin aslında rutinler için çok iyi bir benzetme olabileceği düşündüm.

Rutinlerin “Çekim Gücü”

Kara delikler çevrelerindeki her şeyi kendilerine çeker ve onları olay ufku içine hapseder. Aynı şekilde kendinizi rutinlerin içerisine çok fazla kaptırdığınızda da hayatınızda yeni bir şeylerin oluşabilmesi oldukça zorlaşmaya başlar.

Küçük davranışlar alışkanlıklara ve konfor alanına dönüşür ve farklı olasılıkların önüne geçer. Yeni deneyimlere ve olasılıklara olan açıklık, tıpkı kara delik çevresindeki cisimlerin özgürce hareket edememesi gibi, sınırlanır.

Bir örnek vermem gerekirse, her sabah işe aynı yoldan gittiğinizi varsayalım. Bir ay, iki ay, bir yıl… Sürekli aynı yolu katetmeye başladığınızda kaldırımda attığınız adımlar bile aynı yerlere denk gelebilir; aynı otobüse, metroya binip vagon içinde aynı yerde duruyor olabilir; her sabah aynı saatte aynı dakikada arabanızda aynı kırmızı ışığa takılı kalıyor olabilirsiniz.

İstemsizce bu rutinler bizi karşımıza çıkabilecek herhangi tüm olasılıkları sınırlamaya başlıyor olabilir. Bir gün farklı bir yoldan gittiğinizde çoktandır görmediğiniz bir arkadaşınıza denk gelebilir, ya da başınıza aslında olmaması gereken bir şey gelebilir. Karşımıza çıkacak olan yeni olaylar her zaman iyi de olmayabilir tabii ki. Bazen de rutinlerin yarattığı konfor alanından dolayı da o farklı yola girmekten vazgeçiyoruz belki de.

Olay Ufku ve Bakış Açısının Daralması

Kara deliklerin “olay ufku” olduğu gibi, rutinlerin de bir “zihinsel olay ufku” vardır. Sürekli aynı alışkanlıkları sürdürmek, kişinin zihinsel ufkunu daraltır ve farklı bakış açılarını gözden kaçırmasına yol açar. Tıpkı kara deliğin içinde kalan hiçbir bilginin dışarı çıkamaması gibi, rutin içinde kaybolduğumuzda da dış dünya ve yeni fikirlerle temasımızı yitirmeye başlarız.

Hepimizin kendi ilgi alanları ve sevdiği konular var. Bu tabii ki çok doğal; ama bir yerden sonra da sınırlarımızı çok fazla çizmemize de neden oluyor bunlar. Hep aynı şeylere odaklanarak dünyadaki farklı fikirlere ve konulara da uzaklaşmaya başlıyoruz. Bununla beraber bizimle aynı şeylerle ilgilenen insanlarla da bir araya gelerek, diğer görüşleri de dışlamaya başlıyoruz.

Özellikle sosyal medyanın da rutinler konusunda hayatımıza kattığı konulardan biri bu, “Doğrulama Yanlılığı”.

“Doğrulama yanlılığı, bireylerin sadece kendi inançlarını destekleyen bilgileri seçerek diğer görüşleri göz ardı etme eğilimidir. Bu durum, karar verme süreçlerini olumsuz etkileyebilir ve yankı odaları gibi dijital platformlarda kendini gösterir.”

Bu konuyla ilgili daha fazla bilgi isterseniz de buyuru video burada:

Rutinler sadece kendi inançlarımızı destekler bir hal aldığında, istemsizce hep benzer kararları verip hayattan farklı şeyleri karşımıza çıkartmasını bekleriz. Doğrulama yanlılığının etkisini de arkamıza aldığımızda artık geri dönmesi gerçekten zor bir yola girmeye başlarız. Birçok insanın fikirlerini değiştirememesi veya yeni şeyler deneyememesinin sebeplerinden biri olduğunu düşünüyorum bunun. Bu da bizi bir sonraki başlığa getiriyor.

Kütle Çekim Kuvveti ve Değişim Korkusu

Kara deliklerin çekim gücü cisimleri parçalayarak onları “spagettifikasyon” etkisiyle yok eder. Rutinler de kişiyi farklı şeyler denemekten alıkoyarak, yenilik korkusunu besler ve değişim karşısında psikolojik bir “parçalanma” korkusuna yol açabilir. Bu durumda birey, değişim ve yenilik arayışını bir tehdit olarak görebilir.

En son ne zaman tamamen doğaçlama olarak hep yaptığınızdan farklı bir şey denediniz? Yeni bir mekan, tatil beldesi, daha önce görmediğiniz ve sıcak da bakmadığınız türde bir filmi izlediniz? O eylemi yapmadan önce Google’da, TikTok ya da Instagram’da o konuyla ilgili bir araştırma yapmadan doğrudan yeni bir ufka yelken açmaya çalıştınız?

Sizi bilemem tabii ki ama kendi adıma konuşmam gerekirse bayadır böyle doğaçlama şeyler yapmıyorum. İş temposuydu, vakit yok, zaten tüm gün işte yoruluyorum kalan vaktim de çok değerli gibi bahanelerle yeni şeyleri deneyimlemeyi öteleyebiliyorum.

Rutinin gücü de işte burada biraz daha devreye giriyor. Ne olacağını bilmediğimiz, hakkında hiçbir fikrimizin olmadığı bir şeyi yapmaya adım atmaktan gerçekten korkuyoruz ve bu korku hali bizi güvenli alanımızda kalmaya itekliyor.

Yüksek Radyasyon ve İçsel Enerji Kaybı

Kara deliklerin etrafındaki yüksek radyasyon, çevrelerindeki enerjiyi ve potansiyeli boşa harcar. Rutinler de benzer şekilde, bireyin içsel enerjisini ve yaratıcı potansiyelini tüketir. Her gün aynı şeyleri yaparak kişi, enerjisini sadece var olan durumunu korumaya harcar ve farklı bir şey denemek için gerekli olan yaratıcılığı kaybeder.

Konfor alanında kalmanın yanı sıra enerjisiz hissetmeye de başlarız. Arka tarafta beynimizin içinde bir ses “bunlardan çok sıkıldım” derken bir yandan da yeni bir şey yapmaya kalkıştığımızda da “Otur oturduğun yere” der. Bunu kırabilmek gerçekten çok zor ve aynı şeylere yapmaya takılı kaldığınızda yaratıcılığınızın da çok ciddi körelmeye başladığını fark ediyorsunuz.

Yaratıcılık kendi içinde farklı şeyleri denemeyi, bolca deneme yanılma yapmayı ve konulara farklı şekilde yaklaşmayı gerektirdiği için de rutinlerin içerisine sıkışıp kalmak bu yeteneğinizi tahmin edebileceğinizden fazla köreltiyor.

Peki ne yapmalı?

Evet, rutinleri kötüleyip durdum sanki hiçbir faydası yokmuş gibi ama yazının başında da belirttiğim gibi rutinleri çok seviyorum. Ama her şeyde olduğu gibi rutinlerde de dengeyi yakalamamız gerektiğini düşünüyorum.

Rutinler oluşturmanın aslında hayatımıza kattığı birçok olumlu etken de var:

  • Karar yorgunluğunu azaltma
  • Disiplin ve süreklilik kazanma
  • Stres ve kaygıyı azaltma
  • Zaman yönetimi ve verimliliği artırma
  • Sağlıklı yaşam gibi birçok konu için de aslında rutinlerin olması gerekir.

Ne yapmamız gerekli peki? Bunu da bir sonraki yazıya saklamaya karar verdim çünkü bu konu üzerine biraz daha araştırma yapıp düşündükçe anlatacak birçok detay çıktı arkada. Bu yazı da baya uzadığı için şimdilik ara veriyorum. Bir sonraki yazıda da hem rutinlerin faydalarından hem de rutin ve esneklik arasında nasıl denge sağlayabileceğimiz üzerinde duracağım.